PEACE, KUDÜSTE BARIŞ
Hare hare Krishna!.. Give peace a chance… That is all that we are saying!
Peace is nowadays a word that should be emphasized more frequently and with a louder voice. Our era is an era of live broadcasted wars. For example, what we watched from Somali, Afghanistan and Iraq have not affect none of us more than movies containing voilence. Deaths are each statistical data; invasion, starvation, torture are our conscience's dull knives… Wherever we look, it is the demonstration age! Wherever we look, there is uniform. Patterns we are trying to fit in are sold by auction... Wherever we look, there is fanaticism and intolerantness… Whatever we think,it is paranoia! Impossible, don't you dare!
After 40 years' cheerfullness and turning 41, '68 is a raw utopia... Hope, John Lennon was saying; peace, love and brotherhood... Their voices were hundreds of thousands... In Paris, in California Woodstock, in Istanbul… After 40 years, we are tired of repeating, in the 41th year, we are still insisting."Till the world becomes the face of love!"...
In 2009, wishes of life altogether in peace and love...
Hare hare Krishna!.. Barışa bir şans verin… Bütün söylediğimiz bu!
Barış, bugünlerde daha yüksek sesle ve sık vurgulanması gereken bir kelime. Oysa çağımız naklen savaşlar çağı. Mesela Somali'den, Afganistan'dan, Irak'tan izlediklerimiz herhangi bir şiddet filminin kurgu sahnelerinden daha fazla etkilemedi hiçbirimizi. Ölümler istatistiksel birer veri; işgal, açlık, yokluk, işkence vicdanlarımızın kör makası… Ne yana baksak gösteri çağı! Ne yana baksak üniforma. Girmeye çaba gösterdiğimiz kalıplar haraç mezat fiyatına… Ne yana baksak bağnazlık ve tahammülsüzlük… Neyi düşünsek paranoya! Olmaz, sakın ha!
40. yıl şenliklerinin ardından, 41'ine girerken '68 de ham ütopya.
Umut, diyordu John Lennon; barış, sevgi ve kardeşlik… Yüz binlerceydi sesleri... Paris'te, Kaliforniya'da Woodstock'ta, Atina'da, İstanbul'da…
40 yıl geçti tüy kalmadı dilimizde, 41. yılında da dilimizi bileyeceğiz… <_script /><_script />
"Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"...
2009'da barışla, sevgiyle ve bir arada kardeşçe yaşam dileğiyle…
Hare hare Krishna!.. Şansekî bidin aşitîyê… Hemi tişte em dibêjin ev e!
Aşiti di van rojan de divê bi dengekî bilind û gelek cara bê gotin. Lê mixabin heyama me heyameke şerê zindîye. Wek mînak dimenên em li Somalî, li Afxanîstan û li îraqê temaşe dikin tesîreke mîna fîlmekî tije şîdet jî li ser me nake. Mirin mîna daneyên îstatîstîkî têne ber çahvên me: Dagirkerî, birçîbûn, tûnetî, eşkence… Evana bûne meqesa kor a ûcdanê me… Em li kû temaşe bikin heyamên çalakîyan e! Em li kû temaşe bikin uniforma. Qalibê kû em dixwazin li xwebikin bi bihayê tûne… Em li kû temaşe bikin bawerhişkî û bêdiyaxî heye… em li çi bifikirin hemi dibin paranoya! Nabe, qet nabe! Piştî şahiyên 40 salî, neha em dikevin 41 saliya 68an. John Lennon digot kû: "Di 68an de ûtopîyaya xam" aşitî, heskirin û biratî… bi sedhezaran deng… Li Parîsê, Li Qalîforniya, li Woodstockê, li Atîna, li Stenbolê… 40 sal derbasbû, mû nema di zimanê me de, lê di 41 saliyê de emê zimanê xwe xurt bikin…
"Heta go rûyê erde bibe rûyê evînê"..
Di sala 2009an de bi hêviya daxwazên aşitî, hezkirin û biratiya bi hev re jiyandin...
Hare hare Krishna!.. haşdutyan pağt mı duvek... ayse mer ısaznerı
haşdutyunı ayt parne vor ays orerun payzır zaynov yev mişt şeştelı bayman e:
payz ays tarı baderazmnerun tarne. orinak miçin arevelkyan yergirneru meç badahaz keş tepkerı sasdgutyan şarjanıgarneren aveli şat mezi çi asder.
Maherı vinagakrutyan tıvanışanner en; kravum,anutuçyun,çkavorutyun, dançankı mer ğiğcerun ğul mıgrat :
Vor goğm nayink yelutagan tar. Vor goğm nayink daraz: voçinç kinerov gağabarvaz..... Vor goğm nayink molerantutyun yev anhamperutyun: inç ğorink ne ğelaznorutyun. çillar pazarza:
40. ğnçukneren verç, 41. mutkin 68 ni yeraz
John Lenonı Huys gıser; Haşdutyun,ser yev yeğpayrutyun. Hayruravorner ein: <_script /><_script />
Parisi meç, Kaliforniyayi Woodstocki meç, Atenki meç, Bolso meç
40 dari anzav gırknelov, 41 rort darin tarzyal bidi ısenk
minçev aşğari vra serı darazvi:
2009 ammenunsa haşdutyun,ser pere yev polornis hameraşk oren abrink...
Mutlu ŞAHİN
İnternational Film For Peace Director
E-Mail and MSN Messenger: mutlusahin@gmail.com
Mobile Telephone: +90 555 305 1 222
İstanbul / TURKEY
DARALAN VAKİTLER
(Cahit Zarifoğlu)
Yanakları, saçları, gözleri yanmış,Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş, yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki ağlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları,
Yahudi doğramış analarını,
Binlerce çocuk topların, betonların altında.
Beyrut'un gözyaşları şimdi,
Kudüs'ün yanıbaşında,
Müslümanlarsa uzakta,
Sanki başka,
Gelinmez bir dünyada.
Acın, bir vadi,
Zehirli çiçekler, bir ova gibi karşımda.
Gözüm baksın sadece,
Ayrıntıları,
Kıvrılıp kırılmış bilekleri,
Kemikten yakılmış etleri,
Kuma serilmiş cesetleri,
Büyük ajansların yaydığı resimleri,
Bir seyirci gibi görsün dursun,
Bir kadın gibi ağlasın..
Beyrut yengeç kıskacında,
Çoğu Müslüman kafir yanında,
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin.
Sen Filistin, hokkaları doldur kanla,
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar, bir şamar olsun.
Filistin, sen işine bak, kar toprağını,
Yoğur gazabını Yaradanın..
Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde?
Çam ormanlarının salınışında,
Kuşların cıvıldayışında,
Otların serin tenlerinde.
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini,
Bir ateş bulutu var en bildik yerde,
En emin yerde.
Ve bak, asıl ölen yaylalar, villalar, tok karınlar
Hissiz dudaklar, gayretsiz kalpler,
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar.
Farzet körsün, olabilir,
Elele tut,
Taş al ve at,
Kafiri bulur.
Hani ceylanların,
Hani cihat marşın?

Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın?
En arka safta bile kalmadın,
Cengi attın, dünyaya daldın,
Tezeğe konan sinekler gibi.
Dönüyor burgaç,
Dünya üstten, yanlardan daralıyor.
Ovalardan,
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi,
Bir gün ister istemez,
Karşısında olacaksın kaçtıklarının.
Dua et,
O gün henüz mahşer olmasın...
Allah
SESLİ DİNLE
ALLAH
İdrakda yol açmış gecədən gündüzə Allah,
Güldürməsən öz könlünü, gülməz üzə Allah.
Dünyaya şəfəqlər kimi tanrım səpələnmiş,
Qəlbin gözü yanmasa, görünməz gözə Allah.
Allah! Bilirik cism deyil, bəs nədir Allah?
Ən yüksək olan haqda, həqiqətdir Allah.
Dondunsa təkamül və gözəllik qabağında,
Dərk et bu, təəccübdə, bu heyrətdədir Allah.
Bildik, bilirik, gizlidir insadakı qüdrət,
Hər kəs onu fəhm etməsə, acizdir o, əlbət.
İnsanın əzəl borcudur insanlığa hörmət,
İnsanlığa hörmətdə, ləyaqətdədir Allah.
Gerçək də budur: gizlidir hər zərrədə vəhdət.
Bir zərrə ikən küllə qovuşmaq ulu niyyət.
Gördüklərimiz zahirdir, bətnə nüfuz et!
Bətndəki, cövhərdəki fitrətdədir Allah.
Fitrət də yatır sözdə, sözün öz yükü fikrim.
Seçmiş, seçəcək daima tükdən tükü fikrim.
Mən bir ağacam, yarpağı sözlər, kökü fikrim,
Sözlərdə deyil, sözdəki hikmətdədir Allah.
İnsan! Təpədən dırnağa sən arzu, diləksən,
Nəfsində duyumsuz, fəqət eşqində mələksən.
Zülmün üzünə haqq deyilən şilləni çəksən,
Şilləndə möhürlənmiş o qeyrətdədir Allah.
Cahil enər alçaqlığa, öz qəlbinə yenməz,
Vicdandan əgər dönsə də, xeyrindən o dönməz.
Zülmətdə, cəhalətdə, ədavətdə o görünməz,
İlqarda, sədaqətdə, məhəbbətdədir Allah.
bahtiyarvahabzade
EĞER HASTA OLMAK İSTEMİYORSANIZ
Dr. Dráuzio Varella

Eğer hasta olmak istemiyorsan. ..
1-...Duygularını anlat.
Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular gastrit, ülser, bel fıtığı, bel
ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür.
Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız!
Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!
Eğer hasta olmak istemiyorsan. ..
.2-....Karar Vermelisin..
Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur.
Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.
İnsanlık tarihi kararlardan oluşur.
Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vaçgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi
kesinlikle bilmektir.
Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının
kurbanıdırlar.
Eğer hasta olmak istemiyorsan. ..
3-....Olduğundan Farklı Yaşama.
Gerçeği sakalayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel
görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir.
Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir.
Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.
Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.

4-...Kabullen.
Reddecilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır.
Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
Eleştirileri kabullen.
Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
5-...Çözümler Bul.
Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler.
Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.
Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı.
Arı ufacıktır fakat varolan en tatlı şeylerden birisini üretir.
Biz ne düşünüyorsak oyuz.
Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
Eğer hasta olmak istemiyorsan. ..
6-....Güven.
Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler
geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez.
Güven olmadan, bir ilişki de olamaz.
Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Eğer hasta olmak istemiyorsan. ..
7-...Hayatı Özgün Yaşama.
Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk.
Bunlar sağlığı güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.
Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir.
“İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
Mutluluk sağlık ve terapidir.
DAMLACIĞIN HİKÂYESİ
DAMLACIĞIN HİKÂYESİ
Onun yurdu kendi öz hamuruyla sayısız bir bütünün yurdu. Kendi yurdun da milyonlarca mı, milyarlarca mı trilyonlarca mı, katrilyonlarca mı var; hepsi bir arada, hepsi denizin bir parçası.
Deniz, küçük damlaların asıl yurdu, öz vatanı, kavuşmak istedikleri son yer. Denizde her bir damla ne de coşkun ne de gürbüz, ne de mutlu.
Deniz o büyüklüğü ile tek, bir parçası yok onun. Denizden bir bardak su alsam, bir kova su olsam, bir havuz su olsam onlar deniz olmuyor. Ama denizden o suyu alıyorum denizin parçası da değil. Deniz tek, deniz parçalanmıyor, deniz bölünmüyor, deniz kaybolmuyor.

Küçük damlacığın yurdu deniz, onlar sayesinde var olmuş. Küçük damlacıkta kendi yurdunda öylesine yaşar. Ne utludur denizin içinde. Her seferinde dalgalar damlacığı kıyıya vursa da o yine geri gelir denize.
Hey ne oluyor böyle! Bu sıcak neyin nesi? Buharlaşıyor muyum?
Korkma damlacık sen kaybolmuyorsun şimdi buharlaşıp gökyüzünde tekrar yeryüzüne ineceksin. Sonra tekrar Denize kavuşma çaban olacak. Uzun bir yol süreceksin.
Bir yaz gibi gökyüzünün üzerine doğru uçuyorum. Yaşadığım deniz ne kadar mavi buradan. Dünyanın yuvarlak yüzünü buradan daha yakın gördüm. Yalnız benimle aynı denizden gelenler beraberiz şimdi. Gökyüzünde kuşların bile ulaşamadığı yükseklerde öylesine uçuyoruz.
Buraya yükselirken ruhun yükselişi gibi yükseldim. Benim gibi nice kardeşimde böyle yükseldi. Gökyüzüne yükselirken kimse bizi görmüyor, gözlerden saklı idik. Şimdi gökyüzünde beyaz pamuklar gibiyiz. Gözler bizi seyrediyor, gözler bize bakıyor.
Gecelerin göğün yüksekliğinden yıldızlara daha yakınız, burçlarsa parlayan aya, gündüzleri parlayan güneşe. Buradan her şeyi ne kadar küçük görüyoruz öylesine. Altımızda dağlar, ırmaklar, ovalar, yollar, şehirler duruyor şimdi. Ne zaman geldik biz buralara? Rüzgâr bizi buralara kadar sürüklemiş demek ki. Geceleri gündüzleri yol almışız.
Hava soğumaya başladı, şişmanladım mı ne, neler oluyor hepimizin rengi karadı mı yoksa gökyüzünde asıl deniz mi olduk. Hiç birimiz ne olduğunu anlamıyoruz. Düşecek miyiz aşağıya? Olamaz
_Korkma sana bir şey olmaz. Aşağıya düşsen de seni bekleyen çıkar elbet. O bekleyiş seni daha da çok sevindirir.
—Hey düşüyorum. Yanımdakilerde düşüyor. Aşağıya bakmak da istemiyorum. En güzeli yukarıya bak. Sona biraz daha kaldığımı görmek bana çok zor geliyor.
Şimdi bu andan zevk alıyım ne güzel bir zevk boşluktan aşağıya doğru düşmek. Düştüm neyse ki tek parçayım. Toprak beni kendine çekiyor, yok beni emiyor, yutamadı ama beni emdi. Bilinmeyen bir yerlere gidiyorum, karanlık ve zahmetli yerler olacak gittiğim yerler.
Dur şuradan tutunayım. Heh şimdi oldu. Ona sarıldım iyi ki sarılmışım. Artık beni ememez. Tohuma sıkı sıkıya sarıldım, onun her tarafı benim yüzümden yaş oldu. Bu tohum uyuyor mu yoksa.
Evet, evet uyuyor.
—Uyan hadi küçük tohum uyan senin vücuduna sarıldım baksana. Seninle sohbet etmek isterim. Bak kardeşlerim derinlere doğru gidiyorlar. Bana, sen gelmiyor musun, dediler, bir an ilk olmam nedeniyle korktum sana sarıldım.
Tohumun kabuğu çatlıyordu. Ne oluyor kabuğum kırıldı bu karanlık neyin nesi. Nerelerdeyim ben sen mi beni uyandırdın. Senin yüzünden vücudum yarıldı. Bunun sorumlusu sensin. Sen beni bu hale getirdin.
Evet ben getirdim. Şimdi korkulacak hiçbir şey yok. Sen toprağın altına girdin. Tekrar dirilmek üzere toprağın altındasın.
Aman her yanım çatlıyor gibi. Gibisi fazla her yanım çatlıyor. Göğsümün ortasından bir şey çıktı. Önceden yoktu baksana. Acılar içindeyim her yanım her yanım patlıyor, çatlıyor.
Korkma! Sakın korkma. Başını kaldır yukarı. Ben de sana yardım edeyim. Bak neler göreceksin. Ben o yükseklerden kısa bir süreliğine geldim. Hadi kaldır başını.
Ne güzel burası böyle parlayan güneşin ışıltısı batı tarafta gökkuşağının renkleri, yüksek dağlar, engin ovalar. Ne de çok beni bekleyen varmış burada. Damlacık sana nasıl teşekkür edeyim. Beni karanlıklardan uyandıran sen oldun.
Sevincin ne güzel küçük tohum senin ziyaretine benden sonra başka kardeşlerim gelir. Bir gün seninle yine buluşuruz.
Gittin mi? Ne çabuk… Hâlbuki sana teşekkür edecektim seninle ben hayata döndüm.
Hoşça kal sana ben denize ulaşmam gerekir gideceğim.
Damlacık toprağın derinlerinde kendine bir yol bulma derdindeydi. Neyse bir yol bulmuştu düştüğü yerden çok aşağıdan tekrar toprağın üzerine çıkan damlacık arkadaşlarını toprağın üzerinde selamlayan sayısız filizler yeşermiştir. Cıvıldaşan kuşlar merhaba çığlığı atıyor, suyun yanına yaklaşan insanlar suyun azizliğini anarak su testilerini dolduruyor, yolumuzun kıyısında duran ağaçlar başını eğerek sanki bizi içmek istiyorlar. Yol boyunca nicelerine hayat kaynağı olduk.
Önce akan küçük su parçasıydın üçer, beşer yerden fışkıran. Sonra ırmak olduk artık milyarlarcamız bir arada akıyorduk. Bizim ırmağımızla beraber diğer kardeşlerimde birleşti nehir olduk. Şimdi öğlesine munis bir edayla, başını yere eğmiş nazlı gelin gibi akıyoruz.
Bizimle beraber olan bir arkadaşıma soruyorum: Ardımızda kalan oldu mu?
Olmaz mı hem bir değil milyonlarcası, milyarlarcası arkamızda kaldı. Yine de ben ve arkadaşlarım bir yolunu bulup size katıldık.
Yol boyunca bütün damlalar nehrin suyu arasına karışmış, birbiriyle tanışmanın telaşesi içindeydiler.
(devamını siz getirin)

EY İNSA
EY İNSAN
Ey insan Nuh’un gemisini yakmaya çalışır, sonra dalgalar arasında gemiyi isteyensin.
Ey insan, Yusuf’u kuyuya atar, kıtlık basınca ondan el açan olursun.
Ey insan, Musa’ya sığınırsın, sonra ona Rab ile baş başa bırakan olursun. Onca nankörlüğüne rağmen Yaşua’dan yardım isteyensin.
Ey insan, Davud’u beğenmez: ama zaferini alkışlarsın.

Ey insan, Meryem’i iftiralar içine koyar, sonra onun karşısında diz çökensin
Ey insan, Yahya’da arınır, sonra onu Şeria Irmağında öldürürsün. Yine de ona yalvarırsın.
E y insan İsa Mesih’le gözlerin açılır felçlerin iyileşir. Yalın ayakların umut bulur; yinede onu çarmıha geren sen olursun.
Kudüs’te İsa’yı çarmıhta bırakansın.
Neyneva’da Hüseyin’i susuz bırakansın.
Ey insan Muhammed’i taşlarsın, sonra ondan merhamet dilenirsin. Ona sığınır, ona düşmanlıktan vazgeçmezsin.
Ey insan Ali’nin karşısında medet istersin, Kufe’de ona kılıç çekersin. Hem ona yalvaransın, hem onda ihanetten geri durmayan.
Hüseyin’i öldürensin Kerbela’da, yine ona ağlayansın Kerbela’da
E y insan önce nankörsün sonra yalvaransın.
Ey insan, sürekli yokluktan şikâyet edersin, varlığı gördün mü doymak bilmezsin. Sen fırtınaya kapıldığında ellerini kaldırırsın. Kaldırdığın ellerinin arasından altınlarının dökülmemesi için uzatmazsın. Altınların yere düştüğünde başın yerde kalır. Fırtına bittiğinde altınlarını keselerine dolduran olursun.
Ey insan, yolsuzlukları, rüşvet alanları, hırsızları, yalananları lanetlersin, an geldi mi onlardan geri kalmazsın. Onlar sana zarar verirse feryat eder, seni beslerse alkış tutarsın.
Ey insan fahişeleri lanetlersin. Geceleri tek başına aldatmak ve ateşli geceler bekleyensin. Bir sapık görünce linç etmeye gider, sapık sana ikramda bulunsa ondan yüz çevirmezsin.
Ey insan, herkesten şikâyet edersin. Senden edilecek bir şikâyete ise çığlık çığlığa ses verirsin.
Ey insan, seviyorum sözleri ile kandırmasını bilir, sonra mahremini ifşa etmekten geri durmazsın. Her an bir başka tat bulmak dolaşır aklında, diğerine tahammül edemezsin.
Ey insan, halkına nice zulümler işlersin. Sana yapılmasına tahammül edemezsin. Sonra onların karşısında diz çökmüş yine yalvaran sensin.
Ey insan, kimi zaman televizyon karşısında, gazete manşetlerinde bir terör haberi duyunca, eyvah edişlerin başlar. Hepsini yok etmek istersin. Büyüğünü alkışlar, küçüğünü lanetlersin.
Ey insan, önce öldürür, sonra ağlarsın. Ölenlerin ardından mirasın hesabını yaparlar, millete karşı gözyaşı dökersin.
